Eski Bayramlar

Nerde o eski bayramlar dediğinizi duyar gibiyim!

Çok haklısınız.

Birkaç gün sonra bayram ve benim bayramda giyebileceğim yeni kıyafetlere ihtiyacım var. Onları bir gün önceden ütüleyip yatağımın üzerine koymam ve bayrama hazır olmam gerekiyor.

Sabah uyandığımızda annem, babam, kardeşim ve daha kim varsa hep beraber güzel bir kahvaltıyla güne başlarız.

Belki şeker toplamaya giderim, belki de büyüklerim 5-10 TL verirse kumbarama koyarım. Topladığım paralarla o çok istediğim ateriyi alabilirim.

Misafirliğe gittiğimde bana öğretildiği gibi, o kalabalıkta sırasıyla oturmuş bir sürü teyze ve amcalarımın ellerinden öperim.

Akrabalarımın yanına gideceksem ve bir de yaşıtlarım varsa çok mutlu olurum. Onlarla oynayabileceğim oyuncak bir bebek ya da ayıcık alırım yanıma..

Bayram olduğu için mutlaka büyüklerimi ararım, bayramını kutlarım. Dedemin, babaannemin ya da anneannemin yanına giderim. Duasını alırım ve onları sevindiririm.

Bayram tatili vardır ve ben nereye istersem götürürler. Gittiğim yerde dışarıya çıkıp oynarım, koşarım, dizimi yaralarım ama ağlamam, strese girmem. Ne olacak alt tarafı pantolonun yırtıldı ve biraz dizin yaralandı. Bilirsin ki geçecek!

İncindiğini hissettiğin bir arkadaşın varsa mutlaka yüzüne güler ve bir şey olmamış gibi onunla vakit geçirmeye devam edersin. Küslük nedir bilemezsin. Özellikle de bayramda küsler barışır değil mi?

Peki şimdi ne değişti?

Aslında hiç bir şey değişmedi. Sadece biz büyüdük!

Karşımızdakinin niyetini daha iyi görebildiğimiz için küslüklerin son bulması eskisi kadar kolay değil. Büyüdük ve para kazanmamız gerekiyor. Misafirliklere gidip büyüklerimizin ellerini öpmeye vaktimiz yok ya da farklı önceliklerimiz var.

Bizi mutlu eden 5-10 TL yerine daha çok paraya ihtiyacımız var. Çalışıp, yorulduğumuz için tatile ihtiyacımız var.

Aslında tercihlerimiz ve önceliklerimiz değişti!

Biz değiştik!

Yine de ailemiz yanımızda olduğu için, sevdiklerimize bir telefon kadar uzakta olduğumuz için, bayramlaşmayı hala yapabileceğimiz için şanslıyız.

İyi Bayramlar. 🙂

Bir Avuç Mutluluk!

Bir papatya tanesinde, bir çocuk gülüşünde, bir sıcak söz de, uzatılan dostça bir el de, samimi bir sohbette, vicdanlı bir davranışta, alınan küçük bir övgü de, kazanılan sevgi de, güvenle bakan bir çift göz de, elde edilen bir başarı da, gerçek bir aşkta..

Herhangi biri için masumiyet kokan bir papatya tanesi, düşüp dizi yaralanan bir çocuğu elinden tutup kaldırdığında sana attığı gülücük, canı sıkılan birini rahatlatan iki çift laf, desteğe ihtiyaç duyan için yardıma koşan dost eli, çay içerken eşlik eden samimi sohbet, öne çıkma arzusu olmadan gösterilen davranış, tatlış giyiminden dolayı duyduğun küçük bir övgü, samimi olduğun fark edildiği için kazandığın sevgi, sözüne, davranışına, gelişine veya kaçışına rağmen güvenle bakan bir çift göz, sınavında ya da iş hayatında elde ettiğin küçük bir başarı, sen olduğun için orada aşkla duran kişi..

En önemlisi kişinin kendine öz güveni! Bir avuç mutluluk için yeterli değil mi?

Hep daha fazlasını isterken büründüğün model, güvenilir görünmeye çalışırken samimiyetsiz davranışın, yapamayacağın noktada bahanelerin arkasına sığınman, bir şeyi sahiplenmeye çalışırken kırdığın gönüller, dost bilip dostuna dostunu anlattıkların, karakterinin arkasına sığınıp gösterdiğin fevrilikler, başarılı olmaya çalışırken başarısız konuma getirdiklerin, itici geldiği için ağlayan çocuğa bağırman, samimi olmaya çalışırken söylediğin yalanlar, tutumlu olacağım derken cimrileşmen, karşındaki konuşurken dinleme nezaketi göstermemen ya da dinlemiş gibi yapman, zaman geçirmek için yaptığın arkadaşlıklar, bildiğini öğretmeye üşenmen, kötü davranışı olduğunu bilip dostunu eleştirmeye korkman, kaybetmemek için olmadığın gibi görünmen mutluluk mu kazandırıyor?

Bir avuç mutluluk nedir? 🙂

YALNIZLIK

Yalnızlık varya seni güçlü kılar, zamanla sen bile anlamazsın nasıl güçlü olduğunu.. güçlü kaldığını..

Yalnız kalmaya başladığında tutunacak dalın sadece kendin olduğunu fark etmeye başlarsın. Önce yalpalarsın, nasıl baş edeceğinin yollarını ararsın.

Sonra karşına çıkan engebeli yollardan yalnız başına çıkman gerektiğini bilirsin. Mutlu ya da mutsuz anlar yaşadığında paylaşacak biri olmadığında nasıl atlatacağını hesaplarsın.

Mesela kaybolduğunda seni gelip bulan biri olmadığını fark edersin ve yolunu nasıl bulacağını kendin araştırmak zorunda kalırsın.

Sabah yetişeceğin sınava seni götürecek biri olmadığında kendin yol tarifi alıp yola koyulursun.

Canını sıkan bir tartışmada sana akıl verecek, yön gösterecek biri olmadığını anladığında sen düşünür ve çıkar yol bulmaya çalışırsın.

Araba kullanmayı bilmesen de olurdu çünkü seni götürecek biri vardı. Gitmek istediğin yere artık yalnız gitmek zorunda kaldığın için direksiyon hakimiyeti kazanırsın.

Yaz tatiline nereye gideceğinin fikrini veren biri olmadığında sen araştırma yapar ve rota çizmek durumunda kalırsın.

Hangi telefon modelini almanın daha iyi olacağını önerecek biri olmadığında sen en hoşuna giden hangisiyse onu alırsın.

Eve erken dön diyen biri olmadığında istediğin saatte dönersin.

Hastalandığında seni doktora götürecek biri olmadığı için seni iyi edecek doktoru sen bulup gitmek zorunda kalırsın.

Başın ağrıdığında nöbetçi eczane bulup sana ilaç getiren biri olmadığında sen o ilacı hep çantanda bulundurmak zorunda kalırsın.

İşe geç kalma ihtimalin olduğunda seni uyandıracak biri olmadığı için çalar saatini en az beş defa kurarsın.

Neye ihtiyacın olduğunu düşünecek biri olmadığında kendin düşünür ve temin edersin.

Sana neyin iyi hissettireceğini bilen ve uygulayan biri olmadığında sen sana iyi gelen şeyi bulmak zorunda kalırsın.

Yorgun olduğun için istemesen de ihtiyacın olduğunu bildiği için kafanı dağıtacak aktiviteler yapmanı sağlayacak biri olurdu. Olmadığını fark ettiğinde artık sen aktivite yaratmak durumunda kalırsın.

Sana neyin yakışacağını söyleyecek biri olmadığı için sen en az on kıyafet deneyip çıkarmak zorunda kalırsın.

Yürüyüş yaparken sana eşlik edecek biri olmadığında o yürüyüşlere yalnız çıkmaya başlarsın.

Bir zamanlar seni kötülüklerden koruyan biri vardı ve artık olmadığında kendini nasıl koruyacağını öğrenirsin.

Arkadaşınla tartıştığında tarafsız fikrini sunan biri olmadığında kendin empati kurmak zorunda kalırsın.

Canın sıkıldığında anlatacak biri olmadığında boş sayfalarla arkadaşlık yapmak zorunda kalırsın.

Araçla yolda kaldığında onu aramak yerine servisçini aramak ve ne yapman gerektiğini öğrenmek zorunda kalırsın.

Rüyalarında iki kişiyi değil yalnız kendini görmeye başlarsın.

Bir kafeye oturduğunda iki değil tek kahve sipariş etmek zorunda kalırsın.

Destek almak istediğinde onu değil kendi düşüncelerini arar ve sorgularsın.

Yalnızlık seni döve döve her şeyi öğretiyor. Bilmediğin, yapmak istemediğin ne varsa yapmayı öğretiyor.

Öğreniyorsun işte.. istemesen de, öğreniyorsun.

Ayaklarının üzerinde durmayı, yalpalamamayı, güçlü olmayı, güçlü kalmayı, alternatif yollar aramayı, yalnız başına hareket edebilmeyi, tek başına kahve keyfine varabilmeyi, fotoğraflarda en iyi pozu verebilmeyi öğretiyor.

Güçlü kadın olmayı öğretiyor!

Güçlü olmanız, güçlü kalmanız ama ruh eşinizle olmanız dileğiyle! 🥰

Özlem

Özlüyorum!

Hayata toz pembe bakışımı özlüyorum! Hiç bir şeyin imkansız olmadığını düşündüğüm zamanları özlüyorum.. Başımı kaldırıp yıldızlara baktığımda düşen o bir yıldız sayesinde dileğimin kabul olacağını düşündüğüm anı özlüyorum..

Koyulan yasakları çiğnediğim, sınavlarda çektiğim o kopyalara bakarak soruları korkusuzca yanıtladığım yılları özlüyorum.

Okul yıllarında dersi ekip kaçtığım yılları özlüyorum.. Uzaktan masumca birini sevişimi, Yalanların bile masumca olduğu o yılları özlüyorum..

Arkadaşlıkların çıkarsızca olduğu, plansızca kafama estiğimi yaptığım yaşımı özlüyorum..

Hayatın gerçekliğini tatmadan önce her şeyin istediğim gibi olacağını düşündüren hayallerimi özlüyorum..

Ergenlik dönemini atlattıktan sonra bir birey olacağımı ve kararlarımı tek başıma verebileceğimi düşündüğüm o dönemi özlüyorum..

Birinin elini masumca tuttuğumda hissettiğim o kalp çarpıntısını özlüyorum..

Sonunu düşünmeden yaptığım hataları, herkesi kendim gibi sandığım zamanları özlüyorum..

Telefon elimde o kişiden gelecek mesajı beklediğim anı, kavga ettiğimde özlemle sarıldığım anı özlüyorum.

Uzaklardan telefon açtığında ve o sesi duyduğumda gözümden akan yaşın hissettirdiği sevgiyi, geleceği günü iple çektiğim yaşlarımı özlüyorum..

İçimdeki çocuğun bana yaptırdığı yanlış şeyleri, düşünmeden hareket ettiğim, kırıldığım için karşımdakini kolayca kırabildiğim o fevri hareketlerimi özlüyorum.

Annemin, babamın ölümsüz olduğunu, hep yanımda olacağını düşündüğüm yılları özlüyorum.

Kendi kendime konuştuğum, duvarların beni duyacağını düşündüğüm yaşlarımı özlüyorum..

Konuşmadan da anlaşabildiğimiz, bir bakışımızla her şeyi anlatabildiğimiz yılları özlüyorum..

İstediğim başarıyı yakalayabileceğimi, sevdiklerimizle ömür boyu mutlu olabileceğimizi düşündüğüm yılları özlüyorum..

İnsanların hep iyi olduğunu düşündüğüm, bencilliğin, kötülüğün olmadığı bir dünyada yaşadığımı düşündüğüm yılları özlüyorum..

O ilk içtiğim rakının tadını, verdiği hissi özlüyorum..

Yanımdakine güvenerek bana bir şey olmaz dediğim anı özlüyorum..

Şimdi ne mi oldu?

25 yaş hayatın dönüm noktası.. Hayatın o kadar da masum olmadığını, sevgilerin bir çıkara bağlı olduğunu, dünyanın o kadar da iyi bir yer olmadığını, her istediğinin olmayacağını, bir sınavda olduğumuzu anlarsın ve büyüdüğünü kabullenemezsin..

Özlersin işte.. çocukluğunu, masum sevgileri, ilk adımlarını özlersin..

Sevgiyle kalın..

Gece Sessizliği

Gece midir insanı hüzünlendiren yoksa biz miyiz hüzünlenmek için geceyi bekleyen?

Karanlık çöktüğünde yapmaz mıyız hayat denen muhasebeyi? Doğrularımızı, yanlışlarımızı, kalp kırıklıklarımızı gece sessizliği çöktüğünde düşünmez miyiz?

O karanlık örtü her yeri sardığında yalnız kalmaz mısın? Kendinle baş başa kaldığın o an hüzünlenmez misin?

Gecenin sessizliğiyle beraber odanda ki o tekli koltukta oturduğunda, arabana atlayıp bomboş yolda son ses müzikle gazı körüklediğinde, yatağında uzanıp tavanı izlediğinde düşüncelere dalmaz mısın?

Gece olduğunda kendini dinlemeyi özlemez misin? Özlediğin o benliğini kucaklamaz mısın?

Gündüz kovduğunda, gece gelmez mi o hatıralar? O hatıralar değil midir seni hüzünlendiren?

Gecenin karanlığında arka planda çalan müziğin ritminde boş duvarlara bakarak eksik olan şeyi düşünmez misin? Düşünceler değil midir, seni hüzne boğan?

Gece değil midir hayatının film şeridi gibi önünden geçmesini sağlayan? Gece değil midir serinliğiyle seni üşüten?

Gece değil midir yıldızlara bakarak kaymasını umutla beklememizi sağlayan? Her kayacak yıldızda bir dilek hakkımız olduğunun umudunu veren?

Gece sessizliğinde bir bebek özlemiyle aramaz mısın onu? Tüm keşkelerinin hesabını o zaman yapmaz mısın?

Gün yüzüne çıkan o fikirlerin sahibi gece değil midir? Karanlık örtü kalktığında o fikirler gün yüzüne çıkmaz mı?

Aslında kendi muhasebemizi yapmamızı sağlayan o karanlık örtü değil midir?

Evet!

Günün koşturmacasında düşünme, doğrularımızı ya da yanlışlarımızı tartma fırsatımız olmaz. Tüm fevriliğimiz üzerimizde ani kararlar veririz. Günün akışına ayak uydururuz. Rutin yapmamız gereken şeyler vardır ve bu hiç değişmez. Gün ortasında hiç yalnız değilizdir. Sadece eşinle, dostunla günün muhasebesini yaparsın ama kendi içindekilerinin muhasebesini yapamazsın. Sabah aydınlığında her şey yolundadır değil mi? Yolunda gitmeyen şeylerin farkına gece sessizliği çökünce varırız. Gece insana ilham verir. Yeniden sabah olacağının ümidini, yalnızlıktan kurtulacağının sevincini yaşatır. Öyle bir ironi ki aynı şekilde karanlığın çöküşünü izlemek, kendinle baş başa kalkmak için yeniden gece olmasını bekleriz…

Her gecenin bir sabahı, her sabahın bir gecesi var..  Huzurlu gecelerimiz, aydınlık sabahlarımız olsun..

Hayalet

Hayal mi yoksa gerçek mi?

Gerçeğin peşinden mi gidersin yoksa hayal ettiklerinin mi? Hayal mi kurarsın yoksa gerçekçi mi yaşarsın? Hayal ettiklerinin peşinden mi gidersin yoksa gerçeği kabullenip mi yaşarsın?

Seni hangisi mutlu edecek? Sen seç!

Araba almak isteyip paran olmadığı için yürümek mi, daha çok çalışıp ya da sorumluluk alıp borçlarını ödeyeceğin arabaya sahip olmak mı?

Sinema seansını kaçırdığın için bunu kabullenip geri dönmek mi yoksa görevliden rica edip filmi izlemeye koyulmak mı?

İşindeki başarısızlığı kabullenip işten ayrılmak mı yoksa başarısız olduğun noktalara odaklanıp başarıya ulaşmak mı?

Çocuğunun derslerine aşina olmadığı için onu eğitememekten şikayet etmek mi yoksa onunla beraber o dersi öğrenmek mi?

Katılmak istediğin bir aktiviteye beceremeyeceğin için geri çekilmek mi yoksa üzerine giderek keyif almak mı?

Gitmek istediğin şehre ya da ülkeye hiç bilmediğin bir yer diye gidememek mi yoksa biletini alıp yola koyulmak mı?

Hoş görünen bir yemeğin lezzetini merak edip kötüdür diye tadına bakmamak mı yoksa yediğinde leziz olduğunun farkına varıp tadına doyamamak mı?

Tek başına yolculuk yapmaktan çekindiğin için o merak ettiğin güzelliği kaçırmak mı yoksa arabana atlayıp yeni tanışacağın insanlarla güzel bir keşfe çıkmak mı?

Tarz olacağını düşündüğün bir kıyafeti sırf yakışmaz diye giymemek mi yoksa giyip beğenilmek mi?

O çok içmek istediğin kahveyi sırf uykun kaçacak diye içmemek mi yoksa kitabını okurken yudumlayacağın kahvenin lezzetine varmak mı?

Şartlar uygun değil diye o sevdiğin insanın yanında olmamak mı yoksa yeni düzende mutlu olmaya çalışmak mı?

Hayallerin mi yoksa kabullenişlerin mi?

Hangisi?

Arka Mahalle

Bazen içindekileri haykırmak, dünyaya bağırmak istersin.. Hayatla nasıl bir sınav verdiğini anlayamazsın, anlam veremezsen ki..

Her şey yolundadır aslında ama içinde fırtınalar eser, sesini duyan olmaz çünkü içine haykırırsın, içine kusarsın tüm o sözleri..

Bilirsin ki seni senden başka kimse anlamayacaktır.. Hele anlamasını istediklerin.. Bu yüzden içine konuşursun, içine bağırırsın, fırtınalar estirirsin ama kimse duymaz, kimse bilmez..

Kızarsın ama anlatamazsın, küsersin ama küstüğün bilinmez, kırılırsın ama parçaların görünmez olur..

Neye kızdığını, neden küstüğünü, niye kırıldığını kendin bile bilemezsin. Sebepsiz haykırışlarını içine atarsın çünkü içine attığında son bulacaktır.. Bulur da..

Ama bir bakmışsın kendini bir balonun içinde bulursun. İçinden nasıl çıkacağını bilemediğin, bağırsan kimsenin sesini duymayacağı.. Sadece debelenirsin, çıkış yolu ararsın ama o balonu söndürecek bir yol bulamazsın..

Çünkü o balonu içinde sen yaratmışsındır. Her geçen gün büyütmüşsündür.. Bilmeden.. İstemeden..

Fark edersin ki son bulacağını düşündüğün her şey bir yerde toplanmış ve sana savaş açmıştır, içine almıştır, sıkışıp kalmışsındır..

Sen de kendine duvar örersin, kimse sana zarar veremesin, yaralarını görmesin, onları acıtmasın diye.. İçindeki balonu söndürdüğünü sandığın an yeniden fark edip şişirmesinler diye..

Zamanla şişirdiğin o balonun içinde olduğunu, hala çıkamadığını fark edersin.

Aslında istersin sesini duyacak birini, anlattıklarını dinleyecek, konuşmadığında gözlerinden seni okuyacak birini.. Tam anlatacakken sesin kısılır, çünkü ördüğün o duvarlardan sesin duyulmaz..

Aklın sana oyun oynar, aslında sen o duvarları yıkmak istemezsin ki sesin duyulsun..

Sadece kendinin duyduğu o çığlıklar sussun istersin, artık sussun.. Bilmediğin bir hüzün çöker içine..

Arka mahalleye baktığında kırıldıkların, üzüldüklerin, içine attıkların, çaresiz kaldıkların, pişmanlıkların, keşkelerin hep ordadır.

Kısacası hayatta iyisiyle, kötüsüyle ne yaşadıysan seni sen yapmıştır. Bugünki haline geldiysen seni yaşadıkların bu haline getirmiştir, seni sen yapmıştır..

Bugünki güçlü kişi olmuşsundur.. Kimseye eyvallahı olmayan, kendi ayakları üzerinde duran, sağlam basan, emin adımlar atan kişi olmuşsundur.

Ama bazen de ayakta durmakta zorlanırsın, güçsüz kalırsın.. O zamanlarda arka mahalleye bir dön bak..

Sen kendini de yaşadıklarını da, mutluluğunu da, hüznünü de değiştiremezsin.. Kabullenmelisin.. Su akar yatağını bulur.. Böylesinin en iyi olacağını anlarsın ve hayatın götürdüğü yere gidersin..

İçinden geldiği gibi yaşa, istediğinde bağırmayı, haykırmayı, susmayı da öğren, zaten öğrenmişsindir belki de..

Okuduğun kitabı kapattığın an biter, bir sıradakini oku.. Bu sefer daha iyi anlayarak ve hangi türü sevdiğini bilerek okumaya başlayacaksın..

Daha iyi hissetmeni sağlayacak kitabı okuduğunda bir öncekinin sana bir şey kazandırmadığını anlayacaksın..

Sadece tecrübe kazandırmıştır, unutma arka mahalle hep orda, cebelleşme o içindeki balondan çıkmak için.. Yeri geldiğinde sana faydası olacak..

Ne geçmişi, ne anı, ne geleceği değiştiremezsin ama sana kattıklarıyla seni sen yapmıştır.. Duygulu, empati kurabilen, ders alan, dinleyen, hayatı yoğun yaşayan, ne demek olduğunun farkına vardığın bir dünya kazanırsın..

Sadece suyun nereye doğru akacağını izle ve gör.. cebelleşme..!

Arka mahalleye arada tekrar uğra ve seni sen yaptığı için teşekkür et! 😉

Duyguyla kalın, hoşça kalın..

Pınar Ş.

Tek Başınasın

Tek başınasın.. işindeki başarında, yaptığın yemeğin lezzetinde, dans ederken ki yeteneğinde, sınavda aldığın notta, edindiğin arkadaşlıkta, karşılaştığın herhangi bir sorunda, kazandığın parada, hastalandığında, en önemlisi içindeki duygularla hep tek başınasın..

Hayat sana her yaşında yeni bir tecrübe kazandırır. Aslında seni büyüten yaşın değil, kazandığın tecrübelerdir..

Senden yaşça büyük birinin sana neden nasihat ettiğini anlayamazsın. Tek başına yürüdüğün hayat denen bu yolda kendi kararlarını vermek, kendi mutlu olacağın adımlar atmak istersin. Sonradan anlarsın ki, senin yürüdüğün yoldan o çoktan geçti.. Es geçme dinle ders al ama dediğini yapma..

Çünkü başkalarının dedikleriyle ya da kararlarıyla ilerleme, sonunda üzülürsen son kararı sen versen de başkalarının etkilediğini bilerek yaşama!

Herhangi bir beklentiye girmeden doğum gününü kutlayan, ailesiyle tartışan, sevgilisinden ayrılan, düğün yapmayı planlayan, iş yerinde başarısızlığa uğrayan arkadaşına yardım eli uzatmak istersin.

Aslında doğum gününde, yılbaşı partisinde, bir arkadaşına kırıldığında, iş yerinde yaptığın hatalı bir işlemin üzüntüsünü yaşadığında, sevgilinle barıştığında ya da ayrıldığında, kardeşin bebek sahibi olduğunda…. sen tek başınasın.

Çünkü senin hayatın, senin kararların…. Sen tüm bunları ve daha fazlasını yaşarken tek başınasın.

Nasıl bir parti düzenleyeceğini, arkadaşının yanında nasıl olacağını, sinirlendiğinde nasıl sakinleşeceğini, üzüldüğünde kendi yarana nasıl derman olacağını, kardeşine nasıl sürpriz yapacağını sen bilmelisin, bu kararları tek başına vermen gerektiğini bilirsin.

Tüm bunları yaparken birinin sana yardım eli uzatacağını beklersin, istersin. Olurlar da.. Aslında yalnız değilsindir ama yine de tek başına hissedersin. Çünkü kimse gerçekten birinin yanında olamaz.

İşimiz, ailemiz sebep her ne olursa olsun kendi hayatımızın odak noktasıyız. Diğerleri ise mış gibi yaparlar..

Tek başına olduğunu kabullendiğin an her şey daha basittir, çünkü beklentin yoktur.. Sen de karşılığında yanındakilere mış gibi yaparsın, hayat tecrübelerinle bunu öğrenmişsindir. Böylece sen de o da daha mutlu olursun.. Tüm bunların gerçek dışı olduğunu bile bile…

Hayatın kocaman bir oyun olduğunu ve sen bu hayatta bir piyon olduğunu düşünürsün.. Bu uzun süreli evciliğin sonunda ebediyete gitmeyecek miyiz? Bu yüzden bu hayata geldin, rolünü oyna ve git.. Nasıl oynayacağın sana kalmış.. Senin hayatın, senin yolun, senin kararların, senin yarattığın son..

Bize seçmemiz gereken birkaç yol sunulmadı mı? Biz yanlış olanı seçtiysek yine sorumlusu biz değil miyiz? Tek başına verdiğin kararlar değil midir?

Resme büyük baktığında yanında arkadaşların, ailen, eşin, dostun kim olursa olsun sen tek başına çizdiğin o adımları atar ve yaşarsın..

İşinde.. aşkında.. tek başına verdiğin o kararlar bir sonraki hamleni belirler. Doğru karar verdiysen sorun yok, ya yanlış karar verdiğini anladıysan?

Tabii ki yanlış verilen hiçbir kararın, atılan yanlış adımların geri dönüşü yok! Kazandığın bu tecrübe iyisiyle kötüsüyle seni bir sonraki hamlene hazırlıklı olmanı sağlar. Sana bu tecrübeyi kazandıran aslında buna sebep olanlar gibi gözükse de aslında tek başına verdiğin o kararlardır.. Bunu bildiğin ya da anladığın an bahaneleri ve insanları suçlamayı bırakırsın..

Bu hayatta kimse değil, verdiğin kararlarla ve attığın adımlarla tek başına sen sebep olursun.. Bu yüzden iyi ya da kötü her anında başkalarının yardımına ihtiyaç da duysak bizi iyi ya da kötü eden yanımızdaki dostumuz, ailemiz değil, kendimizizdir!!

Sen sana sunulan bu hayatı tek başına iyisiyle kötüsüyle yaşayacak ve kararlar vereceksin.. tek başına..

Neden ebediyette yaptıklarımızı iyisiyle kötüsüyle tartıyorlar ve gideceğin son hazırlanıyor? Aynısı bize verilen bu hayatta da yok mu?

Bu hayatta kendi hayatımızdan sadece biz sorumluyuz ve tek başına sonumuzu iyi ya da kötüye hazırlıyoruz..

Bu yüzden attığınız her adım da, verdiğiniz her karar da, gireceğiniz her işte, edineceğiniz her dostlukta, evleneceğiniz her kişiden önce düşünün!

Geriye dönüp bir bakın! Dostun olmasına karar verdiğin insandan zarar gördüysen, evlendiğin eş seni mutsuz ettiyse, işinde bir kariyere imza attıysan sorumlusu sen değil misin? Tek başına verdiğin kararlar değil mi? Sonucunda üzülsen de, mutlu da olsan buna sen tek başına karar verdin ve sen bu yolu yanındakilere sundun.

Bu yüzden biraz tecrübe kazandığına inanıyorsan adım atmadan önce düşün ve sen en iyi kararı vereceksin, emin ol..

Çünkü geriye dönüp baktığında ders alacağın çok şey var değil mi? O dersler şu an doğru kararlar vermeni sağlayacak, bilmelisin.. Öyle de olacak..

İş yerinde, arkadaşlarının, ailenin ya da sevdiğinin yanında olduğunda onların yardımına ihtiyaç da duysan senin kararlarını etkilemesine engel ol. Doğrusuyla yanlışıyla senin kararların ve sen tek başınasın..

Başarıya da, kalp kırıklığına da yanındakiler değil sen sebep oluyorsun.. Yanındakiler her zaman yanında olmayacak öyle değil mi?

Hayat denen bu evcilik oyununu iyi oyna ve kazan! Geri dönüp baktığında keşke dediğin, pişman olduğun şeyleri yapma.. Yine geriye dönüp baktığında tek başına verdiğin o kararla neler kazandığına neleri başardığına bakarak aynı yolda yürümeye devam et!

Eşin, sevgilin, ailen yanında da olsalar aslında değillerdir, sen tek başına verdiğin kararların meyvesini yiyorsun.. Geri dönüp başarıp, başarmadıklarına baktığında bunu daha iyi anlayacaksın.

Tek başınasın ve öyle olmaya devam edeceksin.. Yardım eli uzatmak istediğin kişilerde, senin yanında olanlar da, sen de tek başınasın..

Şimdi önündeki yola bak ve yapmak istediğini sen seç ve yürü.. Tek başına kendi hayatının hakimisin, unutma!

Yürüdüğün yol, attığın adım, verdiğin her karar mutluluk getirsin..

Pınar Ş.

O Varsa

Bazen hayat seni köşene çeker.. Uzaklaşmak, dinlenmek, izlemek, sadece dinlemek istersin. Kısacası soyutlarsın kendini!

Ailen, dostların, arkadaşların ve daha birçok kişi yanında da olsa yoklarmış gibilerdir. Çünkü sen ruhunu sineye çekmişsindir. İhtiyacın olan bazen ruhunun doyması, okşanması, sevilmesidir.

Bazen de onun beğendiği rengi beğenmen, beğendiği o pembe ojeyi sürmen, onun sevdiği şarkıcının şarkılarını dinlemek, onun sevdiği rengin pijamasını giymek, onun sevdiği ortamlara gitmek, o ne seviyorsa onu sevmek istersin.

Onun uykudan uyandığı zamanki mayışık halini, gözlerini ovuşturmasını, esnemesini seyretmek istersin.

Akşam işten çıktığında yaşadıklarını sana anlattığında onunla o anları yaşamak, onu anlamak, ona yön göstermek istersin. O anları onunla yaşarcasına onu dinlemek istersin.

Onun sevdiği yemeği yapmak, onun sevdiği sosla süslemek istersin. Onunla beraber o sofrayı toplamak istersin.

Aynı filmi tekrar izlemeyi sevmesen de o istiyor o beğeniyor diye onunla beraber yeniden izlemek istersin.

Onunla kavgaların bile anlamlıdır. Seni anlamasını istersin, çünkü sadece bu dünyada anlayacaksa sadece onun anlayacağını düşünürsün, bilirsin.. Öyledir de..

O kavgaların sonunda onu üzdüğünü fark ettiğindeki o duyguyu seversin…

Tatil zamanı geldiğinde onunla olacağın için daha çok heyecanlanırsın, o vakit daha çabuk gelsin istersin.. Onun gidip görmek istediği yere gitmek istersin. Onunla gitmek istersin. O seviyor diye oranın havasını, suyunu seversin.

Seversin işte… Onunla olan her şeyi seversin.. Onu sevmeyi seversin, onunla kavga etmeyi seversin, sonra da özlemle sarılmayı özlersin..

Monoton hayatını renklendirecek kişinin sadece o olduğunu bilirsin.. Sabah kalk, kahvaltını yap, işe başla, işten çık eve gel, yemeğini ye.. Hafta sonu geldiğinde vakit geçsin diye aktivitelere katıl, yorulduktan sonra mola ver, bir yerde akşam yemeğini ye, sonra da bir sonraki günü aynı şekilde tekrarla.. Uyu, kalk ve yeniden başla..

O olsa bunların hepsinin anlam kazanacağını, renkleneceğini, yaşın kaç olursa olsun o olduğunda içinde hep bir çocuk coşkusu olacağını bilirsin..

Ama o gittiğinde kanatların kırılır, ne yapacağını bilemezsin, anlam veremezsin hiç bir şeye.. Onunla yaptığın her şeyi yalnız yapmaya başlarsın.. En önemlisi senden güçlüsü yoktur. Herkes sana imrenir, gezmelerine, tozlamalarına, ayakların üzerinde tek başına durmana, kazandığın paraya, gittiğin tatile imrenir..

Oysa ki sen bunları yaparken hep yalnızsındır. Ruhun yalnızdır, o içindeki küçük çocuk artık yoktur..

O çocuk da seni terk etmiştir… Fark edersin ki o olmadığı için değil, o çocuk gittiği için yalnızsındır..

O varken seni eğlendiren şarkıların o yokken anlam kazandığını fark edersin, o eğlendiğin pop şarkılarında bile ne olduğunu bilmediğin bir şey oturur içine..

Hani o yokken daha güçlü olan kişi var ya aslında içinde küçük bir serçe taşır artık.. Ne yapacağını bilemeyen korkan .. Yaralı serçeyi iyileştirecek biri varsa o da içten yara almış ama yine de güçlü kalmış kişidir..

O kişinin karşına çıkmasını çok istesen de maalesef her zaman çıkmaz.. Çünkü ruh ikizini her zaman bulamazsın. Eğer çıktıysa kaybetme.. O serçe yeniden bir çocuğa dönüşsün.. O çocuk ruhuyla yeniden başla hayata..

Hoşça kalın, huzurla kalın, en önemlisi aşkla kalın! 🙂

Pınar Ş.

Filmin Sonu

Bir filmin sonu gibi hayatımızda ki her şeyi merak ederiz. Bu her insanoğlu için aynıdır. İşimizi, sevgilimizi, eşimizi, dostumuzu, arkadaşımızı, ailemizi kısacası geleceğimizin ne getireceğini merak ederiz.

Çalıştığımız yerde verilen bir işi başarılı bitirip bitiremeyeceğimizi, sevgilimizle ya da eşimizle aramızdaki meselenin nasıl sonuçlanacağını, kardeşinin sınavının nasıl geçeceğini, dostunun sağlık sonuçlarının nasıl çıkacağını gibi bir sürü konuyu örnek gösterebiliriz.

Hayat bize öyle şeyler getiriyor ki, ne zaman ne olacağını bilemediğimiz bir meçhul gibi.. Attığımız her adımda, başladığımız her işte, kurduğumuz yuvada sonunun mutlu bitip bitmeyeceğini merak ederiz.

Çalıştığımız işte hangi noktaya geleceğimizi, iyi bir evlilik yapıp yapamayacağımızı ya da yaptıktan sonra nasıl gideceğini merak ederiz.

Hayatımızda her şey için plan yaparız, evet planlı hareket etmek gerekir ancak her şey her zaman planladığımız gibi gitmez ki.. Biz verilen bir işi doğru yaptığımızı sanarken, dışarıdan birinin bir hatayı fark etmesiyle aslında o kadar da doğru olmadığını anlarız. Doğru bir ilişkiye adım attığımızı sanarken aslında yaşarken yanlış kararlar verdiğimizi anlarız. İyi bir doktora gittiğimizi sanarken bazen o doktorun aslında iyi olmadığını anlarız. Sevgilimizle kavga ederiz ve barışıp barışamayacağımızı, her şeyin yoluna gidip gitmeyeceğini merak ederiz. Karşımıza biri çıkar o insanın doğru bir insan olup olmadığını veya birlikteyken yanlış olduğunu anlarız.

Bu sebeple hayatın planını yapamazsınız. Gün içerisinde toplantı planını, tatil planını, doktora ne zaman gideceğinin planını yapabilirsin ama hayatının planını yapamazsın ve bu yüzden filmin sonunu merak eder gibi hayatının sana ne getireceğini hep merak edersin.

Ben kadere inanıyorum. Kaderin kısa bir açıklamasını yapmak gerekirse; kader Allah’ın önceden ne olacağını belirlemesi değil, insanoğlunun nasıl hareket edeceğini sadece önceden bilmesidir.

Kader diye bir şey olduğuna inanlara gelsin bu yazım. Neye karar vereceğimizi aslında biz bile bilmiyoruz. Olmasını istediğimiz bir şeyin olmama sebebi biz miyiz sorusu da bu noktada akıllara geliyor. Bu işin içinden kimsenin çıkabileceğini sanmıyorum. 🙂

Her şey planladığımız ya da istediğimiz gibi gitseydi hayat ne de güzel olurdu değil mi bize göre.. Keşke böyle olsaydı değil mi? 🙂 Böyle olsaydı da hayat bir sınama dünyası olmazdı.. Bizi biz yapan, insan olmamızı sağlayan şey ve sadece biz de olan şey akıldır.

Filmimizin sonunu bilemesek de aklımızla en doğru sonuca varmayı başarabiliriz. İnsanlar sinirlendiğinde, kızdığında, kırıldığında, küstüğünde yanlış kararlar verir. Kendisi için doğruyu bilemez ve seçemez. Bence şunu öğrenmemiz gerekir, bir karar vereceksek ya da bir seçim yapacaksak eğer sinirliyken değil, kendimize vakit ayırıp sakinleşince vermeliyiz. Aksi halde o merak ettiğimiz filmimizin sonunu hiç istemediğimiz şekilde sonuçlandırabiliriz.

Bu hayatta her şey bizim elimizde kısmı kesinlikle doğru.. Kendi hayatımızı kendimiz belirliyoruz. Yanlış kararlar vermemizin ve kendi hayatımızı kendimizin zorlaştırmasının sebebi yeterince düşünmemek!

İnsanlar yanlışlarından, hatalarından ders çıkarır. Bundan 3-5 sene önce yeterince düşünmediğimi, yeterince empati kuramadığımı, daha fevri olduğumu biliyorum. Bana soruyorlar şu an nasıl empati kurmayı, sakin olmayı, iletişim kurabilmeyi başarıyorsun diye..

Neden biliyor musunuz? Yanlışlarımdan, hatalarımdan ders çıkarabilmeyi ve bu yanlışlarımın kimseyi değil beni etkilediğinin farkına vardım. İnsanlar 20,25,30 belki 40 yaşında yaşadıklarından ders çıkarır. Çünkü geldiği yaşa kadar zorluklarla, zor kararlar vermekle karşılaşmamıştır ya da hayatta ki şansı iyidir. 🙂 Neyse ki ben yanlışdan erken döndüm. 🙂 En azında bundan sonra düşünmeyi ve empati kurmayı öğrendim. Şu an bunun meyvelerini yiyiyorum. Size de tavsiye ederim.

Demesi kolay diyeceksiniz! Belki de haklısınız. Çünkü insana söylenen hiç bir şeyi dinlemezler, kendileri için doğru bildiğini yaparlar, bu her zaman böyle ve böyle olacak. İnsanlar yaşayarak kendi için daha doğru kararlar vermeyi öğrenir. Bu yüzden doğanın kanununda keşke demek yok mudur?

Her zaman doğru bildiğimizi yapmaya çalışırız ama o her zaman doğru karar ne yazık ki olmaz. 10 sene öncesinde şimdiyi, şimdi ise 1,2,5 yıl sonrasını merak ederiz. Kararları biz versek de hayatın ne getireceğini bilemediğimiz için filmimizin sonunu hep merak edeceğiz. Benim de şu aralar merak ettiğim şeyler var ve bu yüzden böyle bir yazı yazmak istedim. 🙂

Son kararlarınız hep mutluluk getirsin. 🙂 Hoş kalın, hoşça kalın!