Eski Bayramlar

Nerde o eski bayramlar dediğinizi duyar gibiyim!

Çok haklısınız.

Birkaç gün sonra bayram ve benim bayramda giyebileceğim yeni kıyafetlere ihtiyacım var. Onları bir gün önceden ütüleyip yatağımın üzerine koymam ve bayrama hazır olmam gerekiyor.

Sabah uyandığımızda annem, babam, kardeşim ve daha kim varsa hep beraber güzel bir kahvaltıyla güne başlarız.

Belki şeker toplamaya giderim, belki de büyüklerim 5-10 TL verirse kumbarama koyarım. Topladığım paralarla o çok istediğim ateriyi alabilirim.

Misafirliğe gittiğimde bana öğretildiği gibi, o kalabalıkta sırasıyla oturmuş bir sürü teyze ve amcalarımın ellerinden öperim.

Akrabalarımın yanına gideceksem ve bir de yaşıtlarım varsa çok mutlu olurum. Onlarla oynayabileceğim oyuncak bir bebek ya da ayıcık alırım yanıma..

Bayram olduğu için mutlaka büyüklerimi ararım, bayramını kutlarım. Dedemin, babaannemin ya da anneannemin yanına giderim. Duasını alırım ve onları sevindiririm.

Bayram tatili vardır ve ben nereye istersem götürürler. Gittiğim yerde dışarıya çıkıp oynarım, koşarım, dizimi yaralarım ama ağlamam, strese girmem. Ne olacak alt tarafı pantolonun yırtıldı ve biraz dizin yaralandı. Bilirsin ki geçecek!

İncindiğini hissettiğin bir arkadaşın varsa mutlaka yüzüne güler ve bir şey olmamış gibi onunla vakit geçirmeye devam edersin. Küslük nedir bilemezsin. Özellikle de bayramda küsler barışır değil mi?

Peki şimdi ne değişti?

Aslında hiç bir şey değişmedi. Sadece biz büyüdük!

Karşımızdakinin niyetini daha iyi görebildiğimiz için küslüklerin son bulması eskisi kadar kolay değil. Büyüdük ve para kazanmamız gerekiyor. Misafirliklere gidip büyüklerimizin ellerini öpmeye vaktimiz yok ya da farklı önceliklerimiz var.

Bizi mutlu eden 5-10 TL yerine daha çok paraya ihtiyacımız var. Çalışıp, yorulduğumuz için tatile ihtiyacımız var.

Aslında tercihlerimiz ve önceliklerimiz değişti!

Biz değiştik!

Yine de ailemiz yanımızda olduğu için, sevdiklerimize bir telefon kadar uzakta olduğumuz için, bayramlaşmayı hala yapabileceğimiz için şanslıyız.

İyi Bayramlar. 🙂

Bir Avuç Mutluluk!

Bir papatya tanesinde, bir çocuk gülüşünde, bir sıcak söz de, uzatılan dostça bir el de, samimi bir sohbette, vicdanlı bir davranışta, alınan küçük bir övgü de, kazanılan sevgi de, güvenle bakan bir çift göz de, elde edilen bir başarı da, gerçek bir aşkta..

Herhangi biri için masumiyet kokan bir papatya tanesi, düşüp dizi yaralanan bir çocuğu elinden tutup kaldırdığında sana attığı gülücük, canı sıkılan birini rahatlatan iki çift laf, desteğe ihtiyaç duyan için yardıma koşan dost eli, çay içerken eşlik eden samimi sohbet, öne çıkma arzusu olmadan gösterilen davranış, tatlış giyiminden dolayı duyduğun küçük bir övgü, samimi olduğun fark edildiği için kazandığın sevgi, sözüne, davranışına, gelişine veya kaçışına rağmen güvenle bakan bir çift göz, sınavında ya da iş hayatında elde ettiğin küçük bir başarı, sen olduğun için orada aşkla duran kişi..

En önemlisi kişinin kendine öz güveni! Bir avuç mutluluk için yeterli değil mi?

Hep daha fazlasını isterken büründüğün model, güvenilir görünmeye çalışırken samimiyetsiz davranışın, yapamayacağın noktada bahanelerin arkasına sığınman, bir şeyi sahiplenmeye çalışırken kırdığın gönüller, dost bilip dostuna dostunu anlattıkların, karakterinin arkasına sığınıp gösterdiğin fevrilikler, başarılı olmaya çalışırken başarısız konuma getirdiklerin, itici geldiği için ağlayan çocuğa bağırman, samimi olmaya çalışırken söylediğin yalanlar, tutumlu olacağım derken cimrileşmen, karşındaki konuşurken dinleme nezaketi göstermemen ya da dinlemiş gibi yapman, zaman geçirmek için yaptığın arkadaşlıklar, bildiğini öğretmeye üşenmen, kötü davranışı olduğunu bilip dostunu eleştirmeye korkman, kaybetmemek için olmadığın gibi görünmen mutluluk mu kazandırıyor?

Bir avuç mutluluk nedir? 🙂

YALNIZLIK

Yalnızlık varya seni güçlü kılar, zamanla sen bile anlamazsın nasıl güçlü olduğunu.. güçlü kaldığını..

Yalnız kalmaya başladığında tutunacak dalın sadece kendin olduğunu fark etmeye başlarsın. Önce yalpalarsın, nasıl baş edeceğinin yollarını ararsın.

Sonra karşına çıkan engebeli yollardan yalnız başına çıkman gerektiğini bilirsin. Mutlu ya da mutsuz anlar yaşadığında paylaşacak biri olmadığında nasıl atlatacağını hesaplarsın.

Mesela kaybolduğunda seni gelip bulan biri olmadığını fark edersin ve yolunu nasıl bulacağını kendin araştırmak zorunda kalırsın.

Sabah yetişeceğin sınava seni götürecek biri olmadığında kendin yol tarifi alıp yola koyulursun.

Canını sıkan bir tartışmada sana akıl verecek, yön gösterecek biri olmadığını anladığında sen düşünür ve çıkar yol bulmaya çalışırsın.

Araba kullanmayı bilmesen de olurdu çünkü seni götürecek biri vardı. Gitmek istediğin yere artık yalnız gitmek zorunda kaldığın için direksiyon hakimiyeti kazanırsın.

Yaz tatiline nereye gideceğinin fikrini veren biri olmadığında sen araştırma yapar ve rota çizmek durumunda kalırsın.

Hangi telefon modelini almanın daha iyi olacağını önerecek biri olmadığında sen en hoşuna giden hangisiyse onu alırsın.

Eve erken dön diyen biri olmadığında istediğin saatte dönersin.

Hastalandığında seni doktora götürecek biri olmadığı için seni iyi edecek doktoru sen bulup gitmek zorunda kalırsın.

Başın ağrıdığında nöbetçi eczane bulup sana ilaç getiren biri olmadığında sen o ilacı hep çantanda bulundurmak zorunda kalırsın.

İşe geç kalma ihtimalin olduğunda seni uyandıracak biri olmadığı için çalar saatini en az beş defa kurarsın.

Neye ihtiyacın olduğunu düşünecek biri olmadığında kendin düşünür ve temin edersin.

Sana neyin iyi hissettireceğini bilen ve uygulayan biri olmadığında sen sana iyi gelen şeyi bulmak zorunda kalırsın.

Yorgun olduğun için istemesen de ihtiyacın olduğunu bildiği için kafanı dağıtacak aktiviteler yapmanı sağlayacak biri olurdu. Olmadığını fark ettiğinde artık sen aktivite yaratmak durumunda kalırsın.

Sana neyin yakışacağını söyleyecek biri olmadığı için sen en az on kıyafet deneyip çıkarmak zorunda kalırsın.

Yürüyüş yaparken sana eşlik edecek biri olmadığında o yürüyüşlere yalnız çıkmaya başlarsın.

Bir zamanlar seni kötülüklerden koruyan biri vardı ve artık olmadığında kendini nasıl koruyacağını öğrenirsin.

Arkadaşınla tartıştığında tarafsız fikrini sunan biri olmadığında kendin empati kurmak zorunda kalırsın.

Canın sıkıldığında anlatacak biri olmadığında boş sayfalarla arkadaşlık yapmak zorunda kalırsın.

Araçla yolda kaldığında onu aramak yerine servisçini aramak ve ne yapman gerektiğini öğrenmek zorunda kalırsın.

Rüyalarında iki kişiyi değil yalnız kendini görmeye başlarsın.

Bir kafeye oturduğunda iki değil tek kahve sipariş etmek zorunda kalırsın.

Destek almak istediğinde onu değil kendi düşüncelerini arar ve sorgularsın.

Yalnızlık seni döve döve her şeyi öğretiyor. Bilmediğin, yapmak istemediğin ne varsa yapmayı öğretiyor.

Öğreniyorsun işte.. istemesen de, öğreniyorsun.

Ayaklarının üzerinde durmayı, yalpalamamayı, güçlü olmayı, güçlü kalmayı, alternatif yollar aramayı, yalnız başına hareket edebilmeyi, tek başına kahve keyfine varabilmeyi, fotoğraflarda en iyi pozu verebilmeyi öğretiyor.

Güçlü kadın olmayı öğretiyor!

Güçlü olmanız, güçlü kalmanız ama ruh eşinizle olmanız dileğiyle! 🥰

Gece Sessizliği

Gece midir insanı hüzünlendiren yoksa biz miyiz hüzünlenmek için geceyi bekleyen?

Karanlık çöktüğünde yapmaz mıyız hayat denen muhasebeyi? Doğrularımızı, yanlışlarımızı, kalp kırıklıklarımızı gece sessizliği çöktüğünde düşünmez miyiz?

O karanlık örtü her yeri sardığında yalnız kalmaz mısın? Kendinle baş başa kaldığın o an hüzünlenmez misin?

Gecenin sessizliğiyle beraber odanda ki o tekli koltukta oturduğunda, arabana atlayıp bomboş yolda son ses müzikle gazı körüklediğinde, yatağında uzanıp tavanı izlediğinde düşüncelere dalmaz mısın?

Gece olduğunda kendini dinlemeyi özlemez misin? Özlediğin o benliğini kucaklamaz mısın?

Gündüz kovduğunda, gece gelmez mi o hatıralar? O hatıralar değil midir seni hüzünlendiren?

Gecenin karanlığında arka planda çalan müziğin ritminde boş duvarlara bakarak eksik olan şeyi düşünmez misin? Düşünceler değil midir, seni hüzne boğan?

Gece değil midir hayatının film şeridi gibi önünden geçmesini sağlayan? Gece değil midir serinliğiyle seni üşüten?

Gece değil midir yıldızlara bakarak kaymasını umutla beklememizi sağlayan? Her kayacak yıldızda bir dilek hakkımız olduğunun umudunu veren?

Gece sessizliğinde bir bebek özlemiyle aramaz mısın onu? Tüm keşkelerinin hesabını o zaman yapmaz mısın?

Gün yüzüne çıkan o fikirlerin sahibi gece değil midir? Karanlık örtü kalktığında o fikirler gün yüzüne çıkmaz mı?

Aslında kendi muhasebemizi yapmamızı sağlayan o karanlık örtü değil midir?

Evet!

Günün koşturmacasında düşünme, doğrularımızı ya da yanlışlarımızı tartma fırsatımız olmaz. Tüm fevriliğimiz üzerimizde ani kararlar veririz. Günün akışına ayak uydururuz. Rutin yapmamız gereken şeyler vardır ve bu hiç değişmez. Gün ortasında hiç yalnız değilizdir. Sadece eşinle, dostunla günün muhasebesini yaparsın ama kendi içindekilerinin muhasebesini yapamazsın. Sabah aydınlığında her şey yolundadır değil mi? Yolunda gitmeyen şeylerin farkına gece sessizliği çökünce varırız. Gece insana ilham verir. Yeniden sabah olacağının ümidini, yalnızlıktan kurtulacağının sevincini yaşatır. Öyle bir ironi ki aynı şekilde karanlığın çöküşünü izlemek, kendinle baş başa kalkmak için yeniden gece olmasını bekleriz…

Her gecenin bir sabahı, her sabahın bir gecesi var..  Huzurlu gecelerimiz, aydınlık sabahlarımız olsun..

Hayalet

Hayal mi yoksa gerçek mi?

Gerçeğin peşinden mi gidersin yoksa hayal ettiklerinin mi? Hayal mi kurarsın yoksa gerçekçi mi yaşarsın? Hayal ettiklerinin peşinden mi gidersin yoksa gerçeği kabullenip mi yaşarsın?

Seni hangisi mutlu edecek? Sen seç!

Araba almak isteyip paran olmadığı için yürümek mi, daha çok çalışıp ya da sorumluluk alıp borçlarını ödeyeceğin arabaya sahip olmak mı?

Sinema seansını kaçırdığın için bunu kabullenip geri dönmek mi yoksa görevliden rica edip filmi izlemeye koyulmak mı?

İşindeki başarısızlığı kabullenip işten ayrılmak mı yoksa başarısız olduğun noktalara odaklanıp başarıya ulaşmak mı?

Çocuğunun derslerine aşina olmadığı için onu eğitememekten şikayet etmek mi yoksa onunla beraber o dersi öğrenmek mi?

Katılmak istediğin bir aktiviteye beceremeyeceğin için geri çekilmek mi yoksa üzerine giderek keyif almak mı?

Gitmek istediğin şehre ya da ülkeye hiç bilmediğin bir yer diye gidememek mi yoksa biletini alıp yola koyulmak mı?

Hoş görünen bir yemeğin lezzetini merak edip kötüdür diye tadına bakmamak mı yoksa yediğinde leziz olduğunun farkına varıp tadına doyamamak mı?

Tek başına yolculuk yapmaktan çekindiğin için o merak ettiğin güzelliği kaçırmak mı yoksa arabana atlayıp yeni tanışacağın insanlarla güzel bir keşfe çıkmak mı?

Tarz olacağını düşündüğün bir kıyafeti sırf yakışmaz diye giymemek mi yoksa giyip beğenilmek mi?

O çok içmek istediğin kahveyi sırf uykun kaçacak diye içmemek mi yoksa kitabını okurken yudumlayacağın kahvenin lezzetine varmak mı?

Şartlar uygun değil diye o sevdiğin insanın yanında olmamak mı yoksa yeni düzende mutlu olmaya çalışmak mı?

Hayallerin mi yoksa kabullenişlerin mi?

Hangisi?

Tek Başınasın

Tek başınasın.. işindeki başarında, yaptığın yemeğin lezzetinde, dans ederken ki yeteneğinde, sınavda aldığın notta, edindiğin arkadaşlıkta, karşılaştığın herhangi bir sorunda, kazandığın parada, hastalandığında, en önemlisi içindeki duygularla hep tek başınasın..

Hayat sana her yaşında yeni bir tecrübe kazandırır. Aslında seni büyüten yaşın değil, kazandığın tecrübelerdir..

Senden yaşça büyük birinin sana neden nasihat ettiğini anlayamazsın. Tek başına yürüdüğün hayat denen bu yolda kendi kararlarını vermek, kendi mutlu olacağın adımlar atmak istersin. Sonradan anlarsın ki, senin yürüdüğün yoldan o çoktan geçti.. Es geçme dinle ders al ama dediğini yapma..

Çünkü başkalarının dedikleriyle ya da kararlarıyla ilerleme, sonunda üzülürsen son kararı sen versen de başkalarının etkilediğini bilerek yaşama!

Herhangi bir beklentiye girmeden doğum gününü kutlayan, ailesiyle tartışan, sevgilisinden ayrılan, düğün yapmayı planlayan, iş yerinde başarısızlığa uğrayan arkadaşına yardım eli uzatmak istersin.

Aslında doğum gününde, yılbaşı partisinde, bir arkadaşına kırıldığında, iş yerinde yaptığın hatalı bir işlemin üzüntüsünü yaşadığında, sevgilinle barıştığında ya da ayrıldığında, kardeşin bebek sahibi olduğunda…. sen tek başınasın.

Çünkü senin hayatın, senin kararların…. Sen tüm bunları ve daha fazlasını yaşarken tek başınasın.

Nasıl bir parti düzenleyeceğini, arkadaşının yanında nasıl olacağını, sinirlendiğinde nasıl sakinleşeceğini, üzüldüğünde kendi yarana nasıl derman olacağını, kardeşine nasıl sürpriz yapacağını sen bilmelisin, bu kararları tek başına vermen gerektiğini bilirsin.

Tüm bunları yaparken birinin sana yardım eli uzatacağını beklersin, istersin. Olurlar da.. Aslında yalnız değilsindir ama yine de tek başına hissedersin. Çünkü kimse gerçekten birinin yanında olamaz.

İşimiz, ailemiz sebep her ne olursa olsun kendi hayatımızın odak noktasıyız. Diğerleri ise mış gibi yaparlar..

Tek başına olduğunu kabullendiğin an her şey daha basittir, çünkü beklentin yoktur.. Sen de karşılığında yanındakilere mış gibi yaparsın, hayat tecrübelerinle bunu öğrenmişsindir. Böylece sen de o da daha mutlu olursun.. Tüm bunların gerçek dışı olduğunu bile bile…

Hayatın kocaman bir oyun olduğunu ve sen bu hayatta bir piyon olduğunu düşünürsün.. Bu uzun süreli evciliğin sonunda ebediyete gitmeyecek miyiz? Bu yüzden bu hayata geldin, rolünü oyna ve git.. Nasıl oynayacağın sana kalmış.. Senin hayatın, senin yolun, senin kararların, senin yarattığın son..

Bize seçmemiz gereken birkaç yol sunulmadı mı? Biz yanlış olanı seçtiysek yine sorumlusu biz değil miyiz? Tek başına verdiğin kararlar değil midir?

Resme büyük baktığında yanında arkadaşların, ailen, eşin, dostun kim olursa olsun sen tek başına çizdiğin o adımları atar ve yaşarsın..

İşinde.. aşkında.. tek başına verdiğin o kararlar bir sonraki hamleni belirler. Doğru karar verdiysen sorun yok, ya yanlış karar verdiğini anladıysan?

Tabii ki yanlış verilen hiçbir kararın, atılan yanlış adımların geri dönüşü yok! Kazandığın bu tecrübe iyisiyle kötüsüyle seni bir sonraki hamlene hazırlıklı olmanı sağlar. Sana bu tecrübeyi kazandıran aslında buna sebep olanlar gibi gözükse de aslında tek başına verdiğin o kararlardır.. Bunu bildiğin ya da anladığın an bahaneleri ve insanları suçlamayı bırakırsın..

Bu hayatta kimse değil, verdiğin kararlarla ve attığın adımlarla tek başına sen sebep olursun.. Bu yüzden iyi ya da kötü her anında başkalarının yardımına ihtiyaç da duysak bizi iyi ya da kötü eden yanımızdaki dostumuz, ailemiz değil, kendimizizdir!!

Sen sana sunulan bu hayatı tek başına iyisiyle kötüsüyle yaşayacak ve kararlar vereceksin.. tek başına..

Neden ebediyette yaptıklarımızı iyisiyle kötüsüyle tartıyorlar ve gideceğin son hazırlanıyor? Aynısı bize verilen bu hayatta da yok mu?

Bu hayatta kendi hayatımızdan sadece biz sorumluyuz ve tek başına sonumuzu iyi ya da kötüye hazırlıyoruz..

Bu yüzden attığınız her adım da, verdiğiniz her karar da, gireceğiniz her işte, edineceğiniz her dostlukta, evleneceğiniz her kişiden önce düşünün!

Geriye dönüp bir bakın! Dostun olmasına karar verdiğin insandan zarar gördüysen, evlendiğin eş seni mutsuz ettiyse, işinde bir kariyere imza attıysan sorumlusu sen değil misin? Tek başına verdiğin kararlar değil mi? Sonucunda üzülsen de, mutlu da olsan buna sen tek başına karar verdin ve sen bu yolu yanındakilere sundun.

Bu yüzden biraz tecrübe kazandığına inanıyorsan adım atmadan önce düşün ve sen en iyi kararı vereceksin, emin ol..

Çünkü geriye dönüp baktığında ders alacağın çok şey var değil mi? O dersler şu an doğru kararlar vermeni sağlayacak, bilmelisin.. Öyle de olacak..

İş yerinde, arkadaşlarının, ailenin ya da sevdiğinin yanında olduğunda onların yardımına ihtiyaç da duysan senin kararlarını etkilemesine engel ol. Doğrusuyla yanlışıyla senin kararların ve sen tek başınasın..

Başarıya da, kalp kırıklığına da yanındakiler değil sen sebep oluyorsun.. Yanındakiler her zaman yanında olmayacak öyle değil mi?

Hayat denen bu evcilik oyununu iyi oyna ve kazan! Geri dönüp baktığında keşke dediğin, pişman olduğun şeyleri yapma.. Yine geriye dönüp baktığında tek başına verdiğin o kararla neler kazandığına neleri başardığına bakarak aynı yolda yürümeye devam et!

Eşin, sevgilin, ailen yanında da olsalar aslında değillerdir, sen tek başına verdiğin kararların meyvesini yiyorsun.. Geri dönüp başarıp, başarmadıklarına baktığında bunu daha iyi anlayacaksın.

Tek başınasın ve öyle olmaya devam edeceksin.. Yardım eli uzatmak istediğin kişilerde, senin yanında olanlar da, sen de tek başınasın..

Şimdi önündeki yola bak ve yapmak istediğini sen seç ve yürü.. Tek başına kendi hayatının hakimisin, unutma!

Yürüdüğün yol, attığın adım, verdiğin her karar mutluluk getirsin..

Pınar Ş.

Başa Çıkacağız

İnsanoğlu başa çıkamayacağını düşündüğü olaylar karşısında ne yapar?

Bu durum 1 yaşında bir çocuk için de, 25 yaşında bir genç için de, 70 yaşında bir dede için de aynı değil midir?

Her zor duruma düştüğümüz an da nasıl başa çıkacağımızı düşünmez miyiz, bazen de dünyanın başımıza yıkıldığını, o durumun nasıl geçeceğini, hiç bitmeyeceğini, hep sorunların kendisini bulduğunu… Hayat hep böyle değil midir? O an karşılaştığımız sorun bittiğinde her şey yoluna girecek sanmaz mıyız? Umut işte tam da bu nokta da devreye girmez mi? Evet o sorun geçecek, her şey yoluna elbet girecek eninde sonunda.. 🙂 Geçip gittiğinde ise rahat bir nefes alırız. Unuttuğumuz bir şey var! Hayatın gelip geçici bir sınav olduğunu atlıyoruz. Bir sınavımız biter ve gereken dersi er ya da geç alırız ama daha sonra sıradaki deriz bilmeden! Bu da hayatın cilvesi işte..

İçinden çıkamayacağımı düşündüğüm o kadar çok şey oldu ki.. Hayattan biraz tecrübe kazandıysam eğer şuna inanıyorum; geçecek ama iz bırakacak! Belki yüreğinde, belki hislerinde, belki düşüncelerinde, belki de kalbinde..

Bunu biliyoruz ancak bunların hepsi bize birer ders değil midir? Bu yüzden hayatta değil miyiz? Bu yüzden duygularımız var, bu yüzden hislerimiz yaş geçtikçe kuvvetleniyor, bu yüzden insanız!!

Başa çıkamayacağımızı düşündüğünüz anlarda sizi iyi hissettirecek ne varsa onu yapın, önce nefes alın ve içinden çıkamayacağımız hiç bir sorun olamayacağını düşünün.. Bir olay var ise ortada bir senin üzerinde ilerlemiyordur. O duruma gelmene sebep biri ya da birileri vardır.. Evet empati duygunuzu kaybetmeyin ama önce siz ne istiyorsanız onu yapmak için adım atın. Evet bu durumlarda çok yardıma ihtiyaç duyarız, yardım alın tabii ki ama son karar,son fikir sizin olsun.. En doğruyu sen biliyorsun. Çünkü o olay içinde olmayan seni anlamış gibi yapar o olayı yaşamamışsa seni senin kadar anlamaz bunu bilmelisin. Bu yüzden kendi doğrunu yap! Kendi doğrunla yanlış yapmak, başkalarının doğrularıyla yanlış yapmaktan çok daha iyidir, unutma!!

O olay karşısında kendi bildiğini yap, kendini savun, kendi yolunda ilerle ya da kendi doğrunla konuş.. İşte o zaman daha kolay geçecek, dene! 🙂

Bu hayatta kendiniz için yaşayın!! Burada parantez açmak istiyorum; İnsan kendisi için yaşadığında, kendi bildiği doğrularla adım attığında mutlu olur.. Mutlu olacağını sandığın ve mutlu olduğun yeri ayırt etmekte sana kalmış işte.. Düşün, mantığınla değil, aklında hareket et! Bu iki noktada ince bir nüans var ve çok karıştırılır.. Ben hiç mantığımla değil, aklımla hareket ettim. Çünkü akıl eşittir kalp! 🙂

Aklımın, kalbimin kabul etmediği hiç bir şeyi yapmadım ve hayatımda kalıcı hasar bırakacak bir olaya neden olmadım.. İnsanız tabii ki ama gittiğim yol doğru olduğu sürece doğru adım atacağıma inanıyorum.

Başa çıkamayacağımızı düşündüğümüz olaylarda ne yapıyoruz? Aklımızı, kalbimizi ve kendimizi dinliyoruz. 🙂 Son kararlarınız mutluluk getirsin. Kendinizi sevin, başa çıkamayacağınız hiç bir şey olmayacaktır!

Hoş kalın, Hoşça kalın..