Hayalet

Hayal mi yoksa gerçek mi?

Gerçeğin peşinden mi gidersin yoksa hayal ettiklerinin mi? Hayal mi kurarsın yoksa gerçekçi mi yaşarsın? Hayal ettiklerinin peşinden mi gidersin yoksa gerçeği kabullenip mi yaşarsın?

Seni hangisi mutlu edecek? Sen seç!

Araba almak isteyip paran olmadığı için yürümek mi, daha çok çalışıp ya da sorumluluk alıp borçlarını ödeyeceğin arabaya sahip olmak mı?

Sinema seansını kaçırdığın için bunu kabullenip geri dönmek mi yoksa görevliden rica edip filmi izlemeye koyulmak mı?

İşindeki başarısızlığı kabullenip işten ayrılmak mı yoksa başarısız olduğun noktalara odaklanıp başarıya ulaşmak mı?

Çocuğunun derslerine aşina olmadığı için onu eğitememekten şikayet etmek mi yoksa onunla beraber o dersi öğrenmek mi?

Katılmak istediğin bir aktiviteye beceremeyeceğin için geri çekilmek mi yoksa üzerine giderek keyif almak mı?

Gitmek istediğin şehre ya da ülkeye hiç bilmediğin bir yer diye gidememek mi yoksa biletini alıp yola koyulmak mı?

Hoş görünen bir yemeğin lezzetini merak edip kötüdür diye tadına bakmamak mı yoksa yediğinde leziz olduğunun farkına varıp tadına doyamamak mı?

Tek başına yolculuk yapmaktan çekindiğin için o merak ettiğin güzelliği kaçırmak mı yoksa arabana atlayıp yeni tanışacağın insanlarla güzel bir keşfe çıkmak mı?

Tarz olacağını düşündüğün bir kıyafeti sırf yakışmaz diye giymemek mi yoksa giyip beğenilmek mi?

O çok içmek istediğin kahveyi sırf uykun kaçacak diye içmemek mi yoksa kitabını okurken yudumlayacağın kahvenin lezzetine varmak mı?

Şartlar uygun değil diye o sevdiğin insanın yanında olmamak mı yoksa yeni düzende mutlu olmaya çalışmak mı?

Hayallerin mi yoksa kabullenişlerin mi?

Hangisi?

O Varsa

Bazen hayat seni köşene çeker.. Uzaklaşmak, dinlenmek, izlemek, sadece dinlemek istersin. Kısacası soyutlarsın kendini!

Ailen, dostların, arkadaşların ve daha birçok kişi yanında da olsa yoklarmış gibilerdir. Çünkü sen ruhunu sineye çekmişsindir. İhtiyacın olan bazen ruhunun doyması, okşanması, sevilmesidir.

Bazen de onun beğendiği rengi beğenmen, beğendiği o pembe ojeyi sürmen, onun sevdiği şarkıcının şarkılarını dinlemek, onun sevdiği rengin pijamasını giymek, onun sevdiği ortamlara gitmek, o ne seviyorsa onu sevmek istersin.

Onun uykudan uyandığı zamanki mayışık halini, gözlerini ovuşturmasını, esnemesini seyretmek istersin.

Akşam işten çıktığında yaşadıklarını sana anlattığında onunla o anları yaşamak, onu anlamak, ona yön göstermek istersin. O anları onunla yaşarcasına onu dinlemek istersin.

Onun sevdiği yemeği yapmak, onun sevdiği sosla süslemek istersin. Onunla beraber o sofrayı toplamak istersin.

Aynı filmi tekrar izlemeyi sevmesen de o istiyor o beğeniyor diye onunla beraber yeniden izlemek istersin.

Onunla kavgaların bile anlamlıdır. Seni anlamasını istersin, çünkü sadece bu dünyada anlayacaksa sadece onun anlayacağını düşünürsün, bilirsin.. Öyledir de..

O kavgaların sonunda onu üzdüğünü fark ettiğindeki o duyguyu seversin…

Tatil zamanı geldiğinde onunla olacağın için daha çok heyecanlanırsın, o vakit daha çabuk gelsin istersin.. Onun gidip görmek istediği yere gitmek istersin. Onunla gitmek istersin. O seviyor diye oranın havasını, suyunu seversin.

Seversin işte… Onunla olan her şeyi seversin.. Onu sevmeyi seversin, onunla kavga etmeyi seversin, sonra da özlemle sarılmayı özlersin..

Monoton hayatını renklendirecek kişinin sadece o olduğunu bilirsin.. Sabah kalk, kahvaltını yap, işe başla, işten çık eve gel, yemeğini ye.. Hafta sonu geldiğinde vakit geçsin diye aktivitelere katıl, yorulduktan sonra mola ver, bir yerde akşam yemeğini ye, sonra da bir sonraki günü aynı şekilde tekrarla.. Uyu, kalk ve yeniden başla..

O olsa bunların hepsinin anlam kazanacağını, renkleneceğini, yaşın kaç olursa olsun o olduğunda içinde hep bir çocuk coşkusu olacağını bilirsin..

Ama o gittiğinde kanatların kırılır, ne yapacağını bilemezsin, anlam veremezsin hiç bir şeye.. Onunla yaptığın her şeyi yalnız yapmaya başlarsın.. En önemlisi senden güçlüsü yoktur. Herkes sana imrenir, gezmelerine, tozlamalarına, ayakların üzerinde tek başına durmana, kazandığın paraya, gittiğin tatile imrenir..

Oysa ki sen bunları yaparken hep yalnızsındır. Ruhun yalnızdır, o içindeki küçük çocuk artık yoktur..

O çocuk da seni terk etmiştir… Fark edersin ki o olmadığı için değil, o çocuk gittiği için yalnızsındır..

O varken seni eğlendiren şarkıların o yokken anlam kazandığını fark edersin, o eğlendiğin pop şarkılarında bile ne olduğunu bilmediğin bir şey oturur içine..

Hani o yokken daha güçlü olan kişi var ya aslında içinde küçük bir serçe taşır artık.. Ne yapacağını bilemeyen korkan .. Yaralı serçeyi iyileştirecek biri varsa o da içten yara almış ama yine de güçlü kalmış kişidir..

O kişinin karşına çıkmasını çok istesen de maalesef her zaman çıkmaz.. Çünkü ruh ikizini her zaman bulamazsın. Eğer çıktıysa kaybetme.. O serçe yeniden bir çocuğa dönüşsün.. O çocuk ruhuyla yeniden başla hayata..

Hoşça kalın, huzurla kalın, en önemlisi aşkla kalın! 🙂

Pınar Ş.

Hayat

Yaşamdan alıntılar, hikayeler, başımıza gelen herhangi bir olay.. her zaman hepimizi etkilemiştir, öyle değil mi? Çünkü; bir çoğumuz benzer olaylar yaşıyoruz.

Konuşmayı değil, yazmayı benim gibi sevenlerdenseniz eğer siz de kendinize bir blog oluşturabilirsiniz. 🙂 Amacım para kazanmak değil, yaşamdan hikayeleri paylaşmak. Ne kadar insana ulaşırsam bu beni o kadar mutlu edecektir. Ben küçüklüğümden beri günlük yazmayı, hissettiklerimi oraya dökmeyi hep çok sevdim. Sevdiğim için de bu bloğu yazmaya da böyle karar verdim.

Hayata bakış açıma gelecek olursak sıkça duyduğum kelime ”Pollyanna” cılık oynamak! Belki yaşam tarzım belki ailemden öğrendiğim belki de yaşanmışlıklarımın beni buraya getirmesi.. buna tam açıklık ben de getiremiyorum. İnsanlara önyargısız bakmanın iyi bir şey olduğunun farkındayken bazen bu durum hayat kırıklıklarına ya da ileri ki dönemde güvensizlikleri neden olabiliyor. Benim tarzım insanlara yaklaşıp daha sonra karar vermek oluyor. Belki de bu herkesi kendim gibi sanmam da olabilir. Her ne derseniz deyin benim gibi böyle insanlar vardır. Öyle değil mi?

İnsanlar yaşadığı hayat tecrübelerine göre olgunlaşırlar. Bu yüzden ”akıl yaşta değil, baştadır” sözü benim hayata bakış açım.:)  

Gündelik hayatımızda yaşadığımız yoğunlukları azaltmak ”bir işim vardı acaba ne yapacaktım” derdinden kurtulmak için notpadinize ya da ajandanıza notlar alın. Yapacaklarınızı, yaptıktan sonra madde madde eleyin. Ben yapıyorum emin olun birçok şeyi kafamda tutmak zorunda kalmıyorum.

Ben özel firmada sosyal medya işiyle uğraşıyorum. Yani yine yazıyorum. 🙂 Sevdiğiniz şeyleri yazmaktan korkmayın. Neyi seviyorsanız bu hayatta o yöne adım atın. İster iş olsun ister hobi olsun. Sevmediğiniz şeylerden mümkün olduğu kadar uzak durun. Bazen mecburiyetten yapmak zorunda olduğumuz, söylemek zorunda olduğumuz, gitmemiz gereken yerler var, biliyorum. Bu da kaçamayacağımız noktalar, hayatın getirdikleri.. 

Şu yaşam şartlarında biraz da olsa mutlu olmak istiyorsanız imkansızı hayatınızda kaldırın. İstediğiniz bir şey için mücadele edin. İstediğiniz olmasa bile en azında pişman olacağınız, keşke diyeceğiniz bir durum ileride olmayacaktır. Pişmanlıklar hepimizin canını yakan şeyler. Yıllar önce kendim için imkansız olduğunu düşündüğüm bir kaç nokta oldu. Aslında yıllar sonra anladım ki, imkansızlık asıl şimdiymiş. Bu sebeple bazı şeyleri es geçmeyin. Elbette hayatta ulaşamayacağınız şeyler olacak, bunu anladığınız an da ise yeni bir yol çizmeyi unutmayın.

Yeni yollar çizmek kaderin değil, bizim elimizde olduğunu düşündüğünüzde o kadar da zor gelmeyecektir. Yeni yollar bize hep yeni hayatlar sunar. Şansımız yaver giderse belki hemen belki bir zaman sonra ama yeni bir kapımız hep olacaktır!

Şimdilik hoşçakalın:)